"Benden öylece çekip gidebileceğini mi sandın, Rosella?"
Onu ofisinin cam duvarına yasladı; aşağıdaki şehir ışıkları, kadının yıkılışına tanıklık edercesine parıldıyordu.
Adam eğilirken parmakları kadının boğazına dolandı, dudakları kulağının kepçesini okşuyordu.
"Benden çaldığın şeyi geri alacağım, Rosella. Her geceyi. Her inlemeyi. Engel olamadığın her bir yakarışını."
"Ve seninle işim bittiğinde, benim etrafımda dönmeyen bir hayatı hatırlamayacaksın bile."
*
Rosella Summers asla pervasızca şeyler yapmazdı.
Ta ki bir gece bir yabancıyla yatağa girene dek.
O yabancının eski sevgilisi olduğu ortaya çıktı.
Thorn Rockwell'i sevmek, hayatında aldığı en büyük riskti. Rockwell imparatorluğunun varisi. Ateşli bir yarış ikonu. Ve onun mücadele dolu dünyasından o kadar uzak bir dünyada doğmuş bir adamdı ki, onu sevmek çıplak ellerle yıldız ışığını yakalamaya çalışmak gibiydi.
Altı yıl önce ayrılmaz bir ikiliydiler.
Sonra kadın gitti. Kalbini kırdı. Ardında hiç iz bırakmadan ortadan kayboldu.
Kendine bunun doğru olduğunu söyledi; çekip gitmenin onu kurtaracağını.
Ama yanılıyordu.
Şimdi Thorn geri döndü. Ve o, kadının yeni patronu.
Bir zamanlar sevdiği o yufka yürekli çocuk gitmişti. Yerinde soğuk, intikamcı bir canavar duruyordu. Ona sevgiyle değil, yıkım vaadiyle bakan bir adam.
Onu mahvetmek istiyor. Gururunu kırmak. Ona sahip olmak. Tercihen altında.
Ama Thorn tüm gerçeği bilmiyor.
Rosella artık sadece kendi kalbini korumuyor.
Thraia'ya sahip; beş yaşındaki kızı, tüm dünyası ve Thorn'un öğrenmesi hâlinde herkesi paramparça edebilecek bir sır.
O intikam istiyor.
Kadının ise bir mucizeye ihtiyacı var.
Ve onun nefretinden daha tehlikeli tek şey…
Asla tam olarak gömemedikleri aşkları.